Bel, baş ve boyun ağrıları… Türkiye’de en sık görülen şikayetlerin başında geliyor. Çaresini ağrı kesicilerde arayanlar bir süre sonra bu ilaçların bağımlısı oluyor. Doktor doktor gezenlerin kaderini ise doğru kapıyı çalabilme olasılığı belirliyor. Aslında çözümü sandığınız kadar zor değil, önce onu küçümsemeniz, “Seni yenebilirim” demeniz gerekiyor…

Ağrı, büyük filozofları bile üzerinde düşünmeye itecek kadar hayati bir olgu. Dindirilmediğinde, sürekli hal aldığında.

Ağrı insana hayatı zehir edebiliyor, işin ilginci ağrının standart bir çözümü yok. Ağrı kişiye özel! Dolayısıyla ağrıyı yakından tanımak doğru tanımlamak gerekiyor” diyor uzmanlar.

En basit tanımıyla ağrı nedir? Ağrıyı iki şekilde ele almak gerekiyor. Birincisi vücudun bir alarmı olan yani hastaya beni hekime götür diyen bir sistemdir. Buna “akut ağrı” diyoruz, örneğin bir insanın apandisti delindiğinde karnı ağrımaya başlıyor, böbrek taşı kendine göre bir ağrı veriyor. Bu akut ağrı bir alarm sistemidir. Diğer ağrı ise kronik ağrı dediğimiz yani artık alarm sistemi olmaktan çıkan doğrudan doğruya hastalık olarak kabul edilen türüdür. Kronik ağrı ise başlı başına hastalıktır. Bel ya da baş ağrısı düşünün; hastanın hekime gitmesinin nedeni nedir? Ağrısıdır. Ne ister? Ağrısının tedavisini ister. İşte o yüzden akut ağrı bir alarm, kronik ağrı ise bir hastalıktır.